Afyonkarahisar

ermeni tasarisi

                      ERMENİ TASARISI
Özellikle son bir haftadır gündemi meşgul eden konulardan birisi de ABD Temsilciler Meclisi’nde görüşülmeye başlanacağı önceden belirtilen sözde ermeni soykırımı tasarısıydı. Uzun süredir ermeni lobileri tarafından ABD’nin sözde ermeni soykırımını tanımasının istendiği bilinen bir gerçektir. Bu amaçla ermeni lobileri yoğun bir çalışma yapmaktadırlar. Ermenilerin bu uğraşları yeni değildir. Cumhuriyet kurulduğundan beri, hatta ondan da önce, Kurtuluş Savaşı yıllarından bu yana ermenilerin sözde soykırım iddiaları süregelmektedir... Başta Avrupalı ülkeler olmak üzere bütün dünyaya bunu kabul ettirmek için ellerinden geleni arkalarına koymuyorlar.

Bu konuyu değerlendirmeden önce şu sözde ermeni soykırımı denen olayın asıl hâline bir bakalım. Nedir bu ermeni lobilerini hop oturtup hop kaldıran şey? Sorunları nedir bu adamların ki durmadan ve yorulmadan uydurma bir soykırım iddiasını bütün dünyaya tanıtmak için lobiler kurup faaliyetler yapıyorlar?

Bir kere şunu baştan bilmek gerekir ki ermeniler, tarihleri boyunca hep birilerine bağlı yaşamışlardır. Hür ve bağımsız olamamışlardır. Osmanlı Devleti zamanında da Osmanlı dahilinde ermeniler bulunuyordu doğal olarak. Osmanlı bünyesindeki bu ermenilerin, hiçbir konuda hak sınırlamaları bulunmuyordu. Her konuda tam haklarla donatılmışlardı. Hatta Fatih Sultan Mehmet zamanında Ermeni Patriği kurulmuştur ki bu patriğin amacı, ermenilerin dini faaliyetleri başta olmak üzere sosyal ve kültürel etkinliklerini yürütmekti. Kendi din adamlarını kendilerinin tayin etme yetkisi ermenilere yine bu dönemde verilmiştir.

Bu özgürlükler sadece dini kapsamda değildi. Ermeniler dillerini de rahatça konuşabiliyorlardı ve hatta kendi dillerinde ad koyma özgürlükleri de bulunuyordu. Ermenilerin bu özgürlükleri Osmanlı da hep devam etmiştir. O kadar ki 1910’lu yıllarda sadece İstanbul’da Ermenice 5 gazete ve 7 dergi çıkıyordu. Hatta kendilerine verilen nimetler yetmiyormuş gibi ermeniler bir de askerlikten muaf tutuluyorlardı.

Ne zaman ki Osmanlı kaçınılmaz sona yaklaşıp güç kaybetmeye başlayınca, ermeniler de iç yüzlerini ortaya çıkardılar. Kendilerine tanınan onca hak ve özgürlüğe rağmen fırsatını buldukları ilk andan itibaren Osmanlı’yı sırtından vurmuş, Avrupa ülkeleriyle bir olup Osmanlı aleyhine çalışmaya başlamıştır. Bu dönemde ermeniler tarafından çok sayıda isyan çıkarılmış, ayaklanmalar gerçekleştirilmiştir. Bununla da kalmayan ermeniler silahlanmış ve katliamlara girişmiştir. Artık iyice gemi azıya alan ermeniler, ellerine silah alıp insanları öldürmeye başlamışlardı.

Bu kötü gidişata dur demek gerektiğini anlayan Osmanlı Hükümeti, ermenileri defalarca uyarmış, Avrupa ülkelerinin desteğiyle gerçekleştirdikleri bu saldırılara bir son vermezlerse müdahale edileceği yönünde ermenileri ikaz etmiştir. Bu uyarıları dikkate almayan ermeniler, yürüttükleri Osmanlı aleyhtarı faaliyetlerine ve katliamlarına devam etmişlerdir. Sabrı taşan Osmanlı Hükümeti de 24 Nisan 1915 tarihinde ermeni komitelerini kapatarak, bu komitelerin yöneticilerinin 2345 tanesini “devlet aleyhinde faaliyetlerde bulunmak” suçundan tutuklayarak hapishaneye koymuştur.

İşte, bütün olay bundan ibarettir. Ermenilerin “soykırım” dedikleri ve ısrarla dünyaya kabul ettirmeye çalıştıkları olay, bu ermeni komite yöneticilerinin tutuklanıp cezaevine konmalarıdır. Yani ortada kıyım, cinayet, kasti öldürme gibi eylemler bulunmamaktadır. 1915’de olan ve bunca ermeni lobilerini “soykırım” diye haykırtan olayın hepsi budur… Başka bir şey değil…

Tabi bu olay dışında ölen ermeniler de olmuştur ve zaten bu doğaldır. O devirde sadece ermeniler değil, Osmanlı Devleti’nden de çok sayıda ölen olmuştur. Hatta Kurtuluş Savaşı’nı kapsayan o dönem boyunca ölü sayılarını karşılaştırsanız, eminim Osmanlı Devleti’nin verdiği kayıplar, ermenilerin verdiği kayıplardan en az beş kat fazladır. Ermeniler o günkü olaylar için bugün Türkiye’nin kendilerine soykırım yaptığını iddia edebiliyorsa, bu mantıkla biz de Türkiye Cumhuriyeti olarak Avrupa ülkelerine bize soykırım yaptığını iddia etmeliyiz.

Malumunuzdur o yıllarda bir dünya savaşı yaşanıyordu. Cephelerden silah sesleri ve ölü haberleri hiç eksik olmuyordu. Dünya bir savaş hâlindeydi ve herkes yeni çizilecek sınırları kendisine göre ayarlamak için çarpışıyordu. Bu ortamda ermeniler de Avrupa devletlerinin desteğiyle Osmanlı’ya savaş açtı ve Osmanlı da kendisine savaş açan diğer ülkeler gibi ermenilere de verilmesi gereken cevabı verdi. Çünkü ortada fiili bir savaş vardı. Her ülke, bir silahlı saldırı hâlinde kendisini savunur. Osmanlı’nın da ermenilere karşı yaptığı işte buydu. Ortada herhangi bir soykırım yoktur. Eğer soykırım olsaydı, bugünkü Ermenistan olmazdı.

Buraya kadarı, olayın kısa bir tarihi kısmı. Bugünkü duruma baktığımızda, ermeni soykırımı iddiasının adeta bir şantaj malzemesi hâline dönüştüğünü görülüyor. Emperyalist batılı devletler, sözde ermeni soykırımını Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanıyorlar. “Canımı sıkarsanız ermeni soykırımı iddialarını kabul eder ve bu soykırımı tanırım, ona göre” diyorlar. Yani artık bu iş bir tarihi olay değil, Türkiye’nin kumpasa kapatılması için bir araç hâline getirildi.

Ermeniler kendi başlarına bir hiçtir. Ellerinde hiçbir güçleri, kaynakları ya da imkânları yok. Fakat Avrupalı devletler, Türkiye’ye karşı ellerine geçen bu sözde soykırım kozunu hep diri tutmak için ermenileri pohpohluyor, onların Avrupa’da lobiler kurup sözde soykırımın Türkiye aleyhinde propagandasını yapmasına izin veriyorlar. İşi bu noktaya getiren de zaten ermeni lobilerinin Avrupa’dan aldıkları destektir.

Şimdi gelelim sözde soykırımın ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nde kabul edilmesi olayına… Israrla en büyük müttefikimiz(!) olarak gösterilmeye çalışılan ve izlediğimiz filmlerle bile bize propagandasını yaptıran Amerika’nın asla dostumuz olmadığını ve olmayacağını, bu olayın bize göstermiş olması gerekir. En azından düşünen, sorgulayan ve yaşanan olayları muhakeme etme yetisi bulunan insanların nezdinde bu olay, Amerika’nın bize sadece (amiyane tabirle) sağılacak inek gözüyle baktığını, sadece bizden faydalandığını fakat özünde bizden de nefret ettiğini göstermektedir.

Bu aslında yeni bir şey değil. Her zaman söylüyoruz; Türkiye’ye ve Türklere dışarıdan hiç kimse dost olmamıştır ve olmaz da… Daha doğrusu milletler arasında böyle bir dostluk hiç olmaz. Malumun ilanı olacak ama tekrar edelim; milletler arasındaki ilişkilerde sadece karşılıklı çıkarlar vardır. Hiçbir ülke, bir başka ülkeyi kaşı gözü güzelmiş diyerek sevmez. Her fırsatta müteffikimiz(!) olduğu vurgulanan ABD de bizi çok yakışıklı ve karizmatik bir millet olduğumuz için seviyor değildir.

İşin aslı şudur; ABD, Ortadoğu’yu artık İsrail ile yönetemeyeceğini sanırım anladı. Çünkü Ortadoğu insanları Müslüman. Buna karşın ne ABD ne de İsrail Müslüman değil. O hâlde Ortadoğu’yu yönetmekte işbirliği yapacağı, daha doğrusu kullanacağı ülkenin de “müslüman ülke” etiketine sahip olması gerekiyor. İşte bu noktada devreye Türkiye giriyor. ABD, kendi güdümündeki bir “müslüman” ülkeyi hiçbir şeye değişmez çünkü musevilerin ve hıristiyanların, müslümanlar üzerinde etkili olması çok zordur, hatta mümkün değildir. Bunun yerine Müslümanları yönetmek ve yönlendirmek için yanına bir müslüman ülke almak mecburiyetindedir. İşte bu ülke de Türkiye’dir. Irak’a girmeden önce Türkiye’yi yanına alması ve Irak harekâtını Türkiye’nin müttefikliğinde gerçekleştirmesi bu yüzdendir.

İşte Türkiye’nin, ABD için en büyük ve önemli işlevi budur. Eğer ABD, Türkiye’yi müttefiki olarak gördüğünü söylüyorsa, bu söz aslında “Türkiye bize, Ortadoğu’yu kontrol altına almakta lâzımdır” şeklinde anlaşılmalıdır.

Kısacası ABD bizim için dost falan değildir. O, sadece diğer bütün devletler gibi kendi çıkarlarını düşünür.

Ayrıca sözde ermeni soykırım tasarısı, ABD Temsilciler Meclisi’nden ilk defa geçmiyor. Her yıl ABD Temsilciler Meclisi’nde, sözde soykırımı anma günü olan 24 Nisan öncesinde bu taslak görüşülür. 1975 ve 1984 yıllarında da, şimdi olduğu gibi sözde soykırım ABD Temsilciler Meclisi’nden geçmişti. Senato’dan geçemediği için yasalaşamayan sözde soykırımı tanıma tasarısı, 2000 ve 2007 yıllarında da ABD Başkanlarının girişimiyle Temsilciler Meclisi’ne alınmadı.

Defalarca ABD Meclis gündemine alınan sözde soykırım taslağı gösteriyor ki, yazımızın başında söylemiş olduğumuz gibi bu sözde soykırım iddiaları, emperyalist güçlerin bize karşı kullandıkları bir tehdit aracı hâline gelmiştir. ABD bu yolla bizi tehdit ediyor ve “görüyorsunuz ipler benim elimde, dilediğim zaman soykırım tasarısını Meclis’ten geçirip onaylayarak yasalaştırabilirim” diyor.

Bütün bunlardan özetle ortaya çıkan sonuç şu: ABD emperyalist bir ülkedir. Bu yönünü dünyanın her yerinde gösteren ABD, bizim üzerimizde de göstermektedir. Eğer bugün ABD Temsilciler Meclisi’nden geçen bir sözde ermeni soykırım taslağı varsa, bunun sebebi ABD’nin bizi bu yolla tehdit etmesidir.

Fakat her şeyden önce yaşanan bu olay, ABD nezdinde hiçbir ülkenin, ne kadar yakın ilişkiler içinde olursa olsun başka bir ülkeye gerçekten dost olamayacağını göstermesi açısından önemlidir.

Tabi bir de ABD’nin ne denkli güvenilmez bir ülke olduğunun…  Buğra Şad  5 Mart 2010


Afyonkarahisar

İlk yerleşim izine, II. Murşil'in Arzava seferinde kullanıldığından bahsedilen ve Hapanova (Yüksek Tepe) olarak adlandırılan Kale'de rastlamaktayız. Günümüze kadar ulaşan Hitit sur parçalarından da burasının Hititlerce ilk defa kullanıldığını öğrenmiş oluyoruz.
devamını oku >

Şimdi Reklamlar

HTML/CSS Döken: Türkoğlu-Türk - Türkoğlu-Türk -//- Çizim: 6Noran - 6noran.com // 2012 - 2013
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=