Afyonkarahisar

Canakkale Savasinda 200 esir Avustralyali asker

 

ÇANAKKALE SAVAŞI'NDA ESİR DÜŞEN 200

AVUSTRALYALI ASKER

   

Çanakkale Savaşı'nda AE2 Anzak (Avustralya ) Denizaltısının dakika dakika Boğazda ilerleyişine ait animasyona ulaşmak için  yukarıdaki linki tıklayınız.
  

Avustralyalı tarihçi Lawless, Çanakkale Savaşı'nda Türklerin, 200 esir Avustralyalı askere kötü muamele yaptıklarını yalanladı: Türklerin merhameti, beni duygulandırdı.Avustralyalı tarihçi Jennifer Lawless, Çanakkale Savaşı'na katılan 200 dolayında Avustralyalı askerin Anadolu'daki 23 noktada, 1918 yılına kadar esir kaldıklarını belirledi.
Lawless (56), izlerini sürdüğü askerlerden 66'sıyla ilgili net bilgilere ulaşırken, Türklerin o dönemde esirlere kötü muamele yaptıklarına dair bazı yayınların gerçeği yansıtmadığını tespit etti.
Avustralya'nın New South Wales (NSW) Eyaleti Eğitim Bakanlığı Tarih Müfradatı Sorumlusu Jennifer Lawless, 2000 yılından beri devam eden ''Gelibolu Savaş Esirlerinin Tecrübeleri'' konulu projesi çerçevesinde, bir taraftan Çanakkale Savaşı'nda esir düşen Avustralyalı askerleri belirlemeye çalışırken, diğer taraftan da askerlerin 1915-1918 esir tutuldukları yerlerdeki yaşamlarını araştırıyor.

Sydney Üniversitesi'nde doktora çalışması olarak yürüttüğü proje çerçevesinde, Türkiye ve Avustralya tarafından ortaklaşa verilen ''Endeavour Bursu''nu alan Lawless, araştırmasıyla ilgili Türkiye'de çalışma yaptı.
Lawless, Avustralyalı esir askerlerin Anadolu topraklarında 23 kampta tutsak olduğunu belirlediğini, kampların bulunduğu bölgelerde 4 ay süreyle çalışma yapacağını söyledi.
Türkiye'ye beraberinde 18 kilogram ağırlığında tarihi belge getirdiğini anlatan Lawless, 1.5 yıl sonra tamamlayacağı araştırmasının sonuçlarını Türkçe ve İngilizce olarak yayınlayacağını bildirdi.

'BİLİNMEYEN ÇOK ÖNEMLİ BİLGİLERE ULAŞTIM'
Lawless, araştırmasında, bugün kadar bilinmeyen çok önemli bilgilere ulaştığını, Türklerin o zor dönemlerde bile esirlere insanca, merhametli davrandığını belirlediğini anlattı.
Türkiye'yi 1999 yılında ziyaretinde, Haydarpaşa'da Avustralyalı askerlerin mezarlarını bulduğunu, mezarların neden orada olduklarını merak etmesi sonucu araştırmasının başladığını dile getiren Lawless, Türkiye ve İngiltere'ye bir kaç kez seyahat etmesine, Avustralya'nın çoğu eyaletini gezmesine neden olan araştırmada, Avustralya ve Osmanlı arşivlerinden yararlandığını, askerlerin ülkelerine döndükten sonra orduya verdikleri raporlar ile Kızılhaç raporlarını incelediğini belirtti.
Lawless, Türkiye'deki askeri arşivlerden yararlanmak için de ilgili birimlere başvuruda bulunacağını söyledi.




'EN BÜYÜK KAMP, AYFONKARAHİSAR'DA'
Çanakkale Savaşı'nda esir düşen Avustralyalı askerler için kurulan en büyük kampın Afyonkarahisar'da olduğunu, Adana, Çankırı, Yozgat, Kastamonu, Adapazarı, İzmit, İstanbul'un da aralarında bulunduğu 23 kampta yaklaşık 200 Avustralyalı esirin 1915'ten 1918 yılına kadar bu kamplarda yaşadığını tespit ettiğine değinen Lawless, esirlerden 66'sı hakkında çok geniş bilgiye sahip olduğunu ifade etti. Lawless, askerlerin kamplarda son derece insani muamelelere maruz kaldıklarını ortaya çıkardığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
''Avustralyalı askerler kaçmayacaklarına dair söz verince kapalı yerlerde tutulmamışlar, Türklerle iç içe yaşam sürmüşler. Askerler esir oldukları sürece bir nevi Türklerle kültürel alışverişte bile bulunmuşlar. Örneğin Gediz'deki tutsaklar bin kitaptan oluşan bir kütüphanenin kurulmasını sağlamışlar, dil öğrenmişler, dil öğretmişler, yerel yöneticilerin desteğiyle bando kurmuşlar, Gediz halkıyla birlikte ava gitmişler. Ressam olan esirler resim çalışmalarını sürdürmüşler. Bazı yerlerde demiryolu, karayolu yapımında Türklerle birlikte çalışmışlar. Türkler esirlere tutsak değil, misafir muamelesi yapmışlar.'' Jennifer Lawless, Mondros Mütarekesi imzalandığında, Avustralyalı esirlerin kamp bölgelerinden İzmir ve İstanbul'a götürüldüklerini, oradan da İskenderiye üzerinden ülkelerine döndüklerini anlattı.

'ESİRLER, DUYGUSAL ANLAR YAŞAMIŞ'
Esirlerin yazılarından, ülkelerine dönerken duygusal anlar da yaşadıklarını anladığına işaret eden Lawless, çalışmasının esirlerle ilgili yapılan ilk sağlıklı araştırma olduğu ifade etti.
Avustralyalı bir kişinin, daha önce Anadolu'da esir olan dedesinin günlüğünden yola çıkarak bir kitap yayınladığını, bu kitapta da kendisinin araştırmasını doğrulayan bilgiler bulunduğunu vurgulayan Lawless, diğer yayınlarda ise genellikle, ''Türklerin esirlere kötü davrandığının öne sürüldüğünü dile getirerek, şöyle konuştu:
''Diğer araştırmacılar hiç araştırma yapmadan Türklerin esirlere kötü davrandığını yazmıştı. Bu araştırma, benim onun doğru olmadığını bulmamı sağladı. Savaş ortamında bile Türklerin hep doğru şeyi yapmaya çalıştığını gördüm. O çok kötü dönemde bile Türklerin merhametli davranması beni duygulandırdı. Şimdi bile araştırmam için gittiğim her yerde insanların yardım etme çabaları nedeniyle çok duygulanıyorum. Çok zor bir konu ama insanlar bana harika davranıyorlar.''
 
Çanakkale Savaşları, 95 yıl sonra bile, Türk'ün cephedeki mertliği, vatan sevgisi, misafirperverliğinin konuşulması açısından da dünya savaş tarihindeki yerini aldı.

Türk askeri vatanını, namusunu ve geleceğini korumak için Gelibolu Yarımadası'nda önüne çıkan düşmanına karşı bile beslediği duygu, düşünce ve davranışlarıyla hala dünyanın en önemli askerleri arasında bulunuyor.

Bu duygu ve düşünceler, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen sadece Türk değil, Avustralya kaynaklarında da yer alıyor. Türk insanının yüz yıllardır bilinen ve en önemli özellikleri arasında yer alan misafirperverlik Çanakkale Savaşları'nda doruğa çıktı.

Özellikle Çanakkale Kara Savaşları sırasında Türk askerleri tarafından esir alınan binlerce İngiliz, Fransız, Avustralyalı ve Yeni Zelandalı asker, memleketlerinden binlerce kilometre uzakta, en kanlı savaş ortamında dahi Türk insanının misafirperverliğini tanıdı.

Uzun yıllar, Avustralya'da savaş kaynakları üzerinde çalışma yapan tarihçi ve yeminli mütercim Doğan Şahin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, savaşların üzerinden geçen 95 yıla rağmen, siper hatıratlarının tarihi kaynakça açısından önem taşıdığını vurguladı.

"Savaşmıyorsan misafirsin"

Şahin, Çanakkale Savaşları'nın sürdüğü dönemde esir askerlerin düzenli olarak Afyonkarahisar'daki esir kamplarına getirildiğini belirterek, "1914 yılından itibaren Anadolu'da esirler tutulmaya başlanmış, ancak 1916 yılına kadar her rütbeden asker geçiş yolundaki Afyonkarahisar'a getirilirken, 1916'dan itibaren burada çoğunlukla subaylar tutulup, er ve erbaşlar ülkenin çeşitli noktalarında çalışmaya götürülmüşlerdir" dedi.

Savaş sırasında her türlü davranışın bazı kesimlerce "mübah" kabul edildiği, her iki taraftan da esirlere kötü davranıldığına dair anıların ve raporların mevcut olduğunu dile getiren Şahin, ancak resmi raporlara girilmediği sürece bunların birer iddia olmaktan öteye gidemeyeceğini bildirdi.

Şahin, Türk halkının esirlere birer asker değil, misafir muamelesi yaptığını, "savaşmıyorsan misafirsin" anlayışıyla esir askerlere yaklaştığına işaret ederek, "Kötü davranan çok az bir kısım asker ise tespit edilip, gerekli cezaları almışlardır" diye konuştu.

Denizaltıdan Toros tünellerine

Esirlerin bir kısmının geçmişten gelen mesleki becerilerinin kullanıldığını, Toros tünellerinin çok sayıda esir tarafından kazıldığını anlatan Şahin, Avustralya'ya ait AE-2 denizaltısından esir alınan makine dairesi astsubaylarından Peter Fawns'ın bu katkıyı yapanlar arasında yer aldığını aktardı.

Şahin, Fawns'ın önce Afyonkarahisar'a getirildiğini, mesleğinin öğrenilmesinin ardından Çankırı bölgesine sevk edilip, burada ekimi yapılan buğday toplanmasında kullanılan zirai makineleri tamir ettiğini belirtti.

Daha sonra, Belemedik tünellerinde çalışmaya yollanan Fawns'ın ateşçi mühendislik geçmişinden dolayı Alman inşaat şirketinin önemli elemanlarından birisi olduğunu söyleyen Şahin, yaptığı iş için kendisine maaş da bağlandığını dile getirdi.

Şahin, Fawns'ın 1918 yılının aralık ayı sonunda Londra'ya geri döndüğünü ve 1949 yılında 75 yaşında hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bazı esirlerin anıları

Yakalandıktan sonra İstanbul'a getirilen AE-2 denizaltısı mürettebatından Charles Suckling el yazısıyla günlüğüne şu bilgileri yazmış:

"Gemiden indikten sonra tek sıra halinde yürüyerek askeri barakalar olduğunu düşündüğüm bir yere getirildik. Yolda yürürken sanki İstanbul halkının hepsi bizleri görmek için yol kenarına dizilmişti. Halktan herhangi bir düşmanlık gösterisi olmadı. Askeri barakalara geldiğimizde Türk bahriyeli elbisesi ve paltolar, terlik ve fesler dağıtıldı. Daha sonra üzerimizden alınan kıyafetler götürüldü ve içtima edilip fotoğraflarımız çekildi. Bir tercüman aracılığıyla bize hitap eden Türk komutan kendimizi birer esir değil, Türk devletinin onurlu misafirleri olarak kabul etmemizi söyledi. Ne istersek kendisine söyleyecektik ve o da elinden geleni yapacaktı. Türk komutanlar bizi sükunetle ve kibarca dinliyorlardı."

Bir başka savaş esiri Teğmen John Pitt Cary'nin ise esaretle ilgili anıları şöyle:

"Diğer subaylarla aynı evi paylaştım. Afyonkarahisar'da kaldığım süre kara kalem çizimler ve yağlı boya tablolar yaptım. Bahçede bulduğum bir kaplumbağayı evcil hayvan gibi besledim ve bahis oyunları düzenleyip, onu yarıştırmaktan büyük keyif aldım."

Astsubay Harry Abbot ise önce Afyonkarahisar'a daha sonra ise Belemedik tren yolu inşasına yollanmış. Burada mutemetlik görevi üstlenen Abbot, Londra'dan kendilerine yollanan paraları askerlere dağıtmakla yükümlü oldu. Abbot 1918 yılında salıverildi ve Mısır üzerinden Londra'ya geri döndü.

Bir başka esir S.T Bell, yazdığı kısa raporda denizaltının batışından sonra kendilerini vuran Sultanhisar torpido gemisine alındıklarını, buradan önce Çanak bölgesine götürülüp, yine aynı gemiyle İstanbul getirildiklerinden bahseder. Kendilerine kuru elbiseler ve tütün verildiğini anlatan Bell, anılarında, "Bizlere iyi davranıldı, ancak denizaltımızın hareketleri ve daha başka denizaltının olup olmadığını sorgularken birkaçımıza sert davranıldı" diye yazmış.

AE2 AVUSTURALYA DENIZALTISI:

 
Denizaltı Vickers Son & Maxim tarafından Naval construction Works, Barrow-in-Furness, Lancashire, İngiltere'de üretilmiş.Normal baş ve kıç torpidolarının yanı sıra iskele ve sancak kısımlarına birer torpido tüpü yerleştirilmesi sayesinde bu sınıf denizaltılar istikametlerine dik açıyla da torpido atabilmekteydi. Bu geliştirme daha önceki denizlatılara oranla daha büyük bir yapı gerektirmişti. Bunun daha dayanıklı olması, daha hızlı ve güçlü olması gibi bazı avantajları daha vardı.

AE2 denizaltısının güverte silahı yoktu. Kaptan Henry Stoker bu konuda yazdığı "Straws in the Wind" isimli kitabına şu satırları yazmış:
"AE2, silah taşımıyordu. O zamanda hiçbir İngiliz denizaltısında bir silah takılmıyordu. Bir güverte silahımız olsaydı ve yüzeyde kalıp onlara(Türklere) savaşın nasıl yapıldığını gösterebilseydik."

AE2 denizaltısını kaptanı İrlanda asıllı yüzbaşı Henry Hugh Gordon Dacre Stoker, İngiliz kraliyet donanmasında subaydı. Aynı zamanda ünlü korku romanı "Drakula" nın yazarı Bram Stoker'ın yakın akrabasıdır.

Görevleri:


Avusturalya Donanmasının ikinci denizaltısı AE2 denizaltısının yapımı , İngiltere de 28 Şubat 1914’de tamamlanmıştır. Tamamlanmasından sonra AE-2 denizaltisi, AE-1 denizaltısı ile birleşip, İngiliz ve Avusturalyalı bir ekiple Avusturalya ya yola çıkmış ve Mayıs 1914’de Sydney’e ulaşmıştır.Ağustos da savaşın çıkışından sonra her iki denizatlı da Alman kolonilerine karşı yapılan operasyonlara katılmak üzere Yeni Gine’ye gitmişler. Kasım 1914’de Sydney’e dönmüş. Daha sonra Çanakkale’ye gönderilmiş ve burada görevlerine başlamıştır.

Her ne kadar müttefik donanması boğazın geçilemeyeceğini düşünmeye başlamış olsa da AE2 denizaltısı na boğazı geçmesi için bir şans verilmeye karar verdiler. AE2 boğazı geçmek üzere yola çıktı. Kaptan Stoker'ın planı, geceleyin farkedilmeden mayın hatlarına kadar yüzeyden gidip oraya ulaşınca dalmak ve güvenli olduğuna inandığı birkaç yerde suüstüne çıkarak referans alıp tekrar dalıp yoluna devam etmekti. İlk denemesini gerçekleştirirken dalış aksamında bir arıza oluşması nedeniyle hiç dalamadan tekrar döndü.

25 Nisan 1915’de AE-2 denizaltısı ' na ikinci kez boğaza sızma emri verildi. Gece 2:30’da Çanakkale’ye girdi. Peykişevket gemisini torpilleyip batırdıktan sonra yüzey araçları tarafından takip edilmesine rağmen boğazdan geçti. Kıyı şeridindeki topların önünde iki kere kıyıya oturdu. Ancak bu topların namluları yeterince aşağı indirilemediği için denizatlıya bir zarar veremediler.
 

Batırılışı:


Takipçilerinden kurtularak 26 Nisan’da Marmara Denizi’ne girdi. Fark edilmeden Boğazı geçip Marmara Denizi'ne sızan bu denizaltının görevi Türk ordusunun ikmal yollarını kesmekti. Bu denizaltının Marmara'ya sızması Gelibolu'dan çekilmeyi düşünen müttefikleri cesaretlendirdi. Bu yüzden savaş uzadı ve yarım milyona yakın insan kaybedildi. Daha sonraki dört gün çeşitli Türk gemilerine torpilleriyle saldırdı ancak başarılı olamadı. 29 Nisan’da E14 Denizaltısıyla buluştu ve ertesi gün randevulaştılar. Ancak AE2 buluşma yerine ulaşamadı.

30 Nisan’da buluşma noktasına doğru ilerlerken yüzeye çıktı ancak Türk Kruvazörü Sultan Hisarı görünce tekrar dalışa geçti ancak trimleri ayarlayamayınca yüzeye ikinci defa çıktı. Sultan Hisar, AE2’yi makine dairesinden vurdu, Mürettebatın gemiyi terk etmekten başka şansı kalmadı. Gemisinin düşmanın eline geçmesini istemeyen kaptan da gemiyi batırdı, daha sonra Sultanhisar'ın Kaptanı Ali Rıza Bey'in gönderdiği sandala bindi. Gemi komutanı Yüzbaşı Henry Stoker ve denizaltı mürettebatının tümü kurtarıldı ve 1918'de savaş bitene kadar Türklerin elinde savaş esiri olarak tutuldular.Denizaltının batışında hiç mürettebat kaybı olmadı.

 
Sultanhisar Gemisinin AE 2 Denizaltısını Batırışı


 
Sultanhisar Gemisi ve Ali Rıza Bey

 

Kaptan Stoker


Kaptan Stoker'ın hapisteki zamanı da çok olaylı geçmiştir. Yakalandıktan sonra öncelikle Afyon'da savaş esirleriyle tutulmuşdur. Daha sonra Mısır'da esir tutulan Türk askerlerine İngilizlerin kötü muamele yaptığı öğrenilince Stoker ve Fitz adında bir subay daha İstanbul'da bir ay süreyle İngilizlerle pazarlık amacıyla karanlık bir odada esir tutulmuşlardır. Daha sonra Afyon'a tekrar gönderilmiştir. Burada kaçmaya teşebbüs etmiş ve Ege'ye kadar ulaşmışdır. Ancak yakalanıp İstanbul'a gönderilmiş. Daha sonra güvenlik önlemlerinin daha sıkı olduğu Yozgat'a gönderilmiştir. Bir kere de burada kaçmaya teşebbüs etmesine rağmen daha kaçamadan yakalanmıştır. Bazı kaynaklarda bir kaçışı esnasında kadın kılığında İzmir'de yakalandığı söyleniyor olsa da bu sadece bir abartmadır.

Savaştan sonra donanma ona herhangi bir ödül vermedi. İngiltere’ye döndükten sonra yeni K-sınıfı denizaltılardan birinde kaptan olarak görev verildi. O gemide çalışmak istediğini belirterek bekleme listesine alındı. Bu sürede aktör olarak çalışmaya başladı. Bunun üzerine ordu olayın uzamaması için onu bir gemiye atadı. Ancak o emekli olarak ölene kadar aktör olarak çalıştı. 2.Dünya Savaşı çıkınca tekrar göreve çağırıldı ancak savaştan sonra gene sahnelere döndü. 1966'da 77 yaşında İrlanda kroket şampiyonu oldu. Marmara Denizine ilk başarılı sızmayı yapan H. Stoker 1966 yılında vefat etti.

Daha sonra kaptan H. Stoker "Straws in the Wind" adlı bir kitap yazarak bu olayları anlatmıştır.


AE2’nin mürettebatı Afyon'da savaş sonuna kadar esir olarak tutuldular.


Bazı kaynaklar AE2’nin boğazı geçtim sinyalinin ksıa sürecek bir savaşı uzatmış olduğunu ileri sürse de bunu ispat edecek bir kanıt yoktur.
 

Batığın Bulunuşu:



Batık bulunurken dört farklı kaynakta (Türk, Avusturalya, İngiliz, Alman) birbirinden 10 mil uzakta dört farklı yerden söz edilmekteydi. Dolayısıyla araştırmacılar Kaptan Stoker’ın hayattaki tek akrabası 80 yaşında, Greenwich yakınında oturan Primrose Stoker’a ulaşmak zorunda kaldılar. Bayan Primrose, kaptan dan kalan günlüklerini, notlarını, Afyon’dan İzmir’e kaçış planlarını ve AE2’nin kaybıyla ilgili raporun aslını araştırmacılara vermiş. Bütün bu bilgiler ışığında aranacak bölge belirlenmiş ve yandan taramalı sonar ve proton magneto metresiyle batık aranarak bulunmuş.

Selçuk Kolay, AE2'nin yerini Marmara Denizi'nde, Karabiga'da, Karaburun'un 4 mil kuzeyinde Haziran 1998’de saptadı. Yapılan dalışlar sonucu, iyi durumda olduğu görülen AE2'nin su üstüne çıkarılması müzecilik açısından da büyük önem taşıyor. Su üstüne çıkarıldığı takdirde AE2, Birinci Dünya Savaşı'na katılan ve sergilenen tek denizaltı olacak. 72 metre derinlikte duran denizaltının çıkarılması için yaklaşık 600 bin dolarlık harcama gerekiyor.

Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı(TINA) Yönetim Kurulu Üyesi sualtı araştırmacısı Selçuk Kolay ve ekibi tarafından üç yıllık bir araştırmanın sonunda yeri bulunan bu denizaltı şimdilerde gün yüzüne çıkmak üzere. Avustralya ve Türk hükümetleriyle bilimadamları tarafından da desteklenen bir proje sayesinde AE2 yüzeye çıkarılıp Gelibolu'da sergilenecek.
72 metrede bulunan AE2 Avustralya savaş denizaltısı 89 yıl önce battığı şekliyle karanlığın içinde belirdi. Denizin altında geçen bir asırlık zaman batığın her tarafının paslanmasına neden olmuştu. Neredeyse bir asırdır su altında bekleyen bu denizaltı aslında bir tarihe tanıklık eden hatta tarihin akışını değiştiren bir batık...

Denizaltı Selçuk Kolay ve denizaltı komutanı Avustralyalı tarihçi- yazar Dr. Michael White tarafından yüzeye çıkarılıp Gelibolu'da sergilenecek.Batığa yılda 500 bin ziyaretçinin geleceği tahmin ediliyor.Proje gerçekleşirse Eceabat yakınındaki Kilye Koyu'nda(Poyraz Koyu) sergilenmesi düşünülen batık, dünyada sergilenen ilk 1. Dünya Savaşı denizaltısı olacak. Bütün bu hayallerin gerçekleşmesi ve bu projeyi anlatmak için Riltz Carlton Oteli'nde bir toplantı yapılacak. TINA ve Centre for Maritime Law University of Queensland tarafından organize edilen toplantıda uzmanların görüşleri ele alınacak.Toplantı sayesinde kamuoyunun ve resmi mercilerin ilgisinin çekilmesi düşünülüyor.
 

Batığın Durumu:



AE2’nin bulunduğu sularda görüş mesafesi genelde 3 metre civarında. Maramara Denizi'nde Kara burunun 4 mil kuzeyinde 72 metre derinlikteki batık tamamen orijinal halini korumuş durumda. İzleme kulesi çok iyi durumda. Gemi çamura oturmuş olarak duruyor. Geminin kıçı çamurun biraz üzerinde dolayısıyla iskele ve sancak pervanelerinin bir kısmı rahatlıkla görülebiliyor. Ana güvertede mermi hasarı olabilecek ufak delikler mevcut. Dümen hafif sancağa dönük vaziyette kalmış. Kuledeki korkuluk demirleri, arka kısımdaki fener direği devrilmiş halde duruyor. Bunun dışında burun ve kuleye bol miktarda balıkçı ağı takılmış durumda. Ana kapak ise Stoker denizatlısını batırdığı günden beri açık halde.
                    .Kaptan Henry Stoker

Subaylar

Lieutenant-Commander Henry Hugh Gordon Dacre Stoker DSO. RN
Lieutenant Geoffrey Arthur Gordon Haggard DSC. RN
Lieutenant John Pitt Cary (Mentioned in a Despatches) RN

Diğer Mürettebat

Chief Petty Officer Harold Abbott DSM. RN No. 8268
Chief Petty Officer Charles Vaughan (Mentioned in a Despatches) RAN (Ex-RN pensioner) No. 8259
Chief Engine Room Artificer Class 11 Harry Burton Broomhead DSM. RN No. X278
*Chief Stoker Charles Varcoe RN No. 8275
Petty Officer Cecil Arthur Bray RAN No. 7296
*Petty Officer Stephen John Gilbert RAN No. 8053
Engine Room Artificer Class I Peter Fawns RN No. 8285
Leading Seaman Charles Holdernes RN No. 8270
Leading Seaman George Henry Nash RAN (Ex-RFR) No. 8056
Leading Signalman Albert Norman Charles Thomson RN No. 8271
Leading Stoker John Kerin RAN No. 7391 (Promoted from acting rank 15/8 15)
Able Seaman John Harrison Wheat RAN No. 7861
Able Seaman Benjamin Talbot RAN (Ex-RN) No. 8221
Able Seaman Alexander Charles Nichols RAN No. 7298
*Able Seaman Albert Edward Knaggs RAN (Ex-RFR} No. 7893
Able Seaman William Thomas Cheater RAN (Possibly Ex-RN) No. 7999
Able Seaman Lionel Stanley Churcher RAN (Ex-RN) No. 7970
Telegraphist William Wolseley Falconer RAN No. 1936
Stoker James Cullen RAN No. 2826
Stoker Horace James Harding RAN No. 7216
Stoker William Brown Jenkins RAN No. 2080
Stoker Charles George Suckling RAN No. 214X
Stoker Thomas Henry Walker RN No. 8289
*Stoker Michael Williams RAN. No. 2305
Stoker Thomas Wishart RN. No. 8277
Engine Room Artificer Class I James Henry Gibson RN. No. 8273
Engine Room Artificer Class 11 Stephen Thomas Bell Mentioned in Despatches. RN No. 8272
Stoker Petty Officer Herbert Alexander Brown DSM RAN (Ex-RN) No. 8096
Stoker Petty Officer Henry James Elly Kinder Mentioned in a Despatch. RAN No. 7244
*These sailors died as Prisoners of War.
Kaynak: First In, Last Out. The Navy at Gallipoli by L. A. Frame & G. J. Swinden. Kangaroo Press, 1990.

Avustralya AE1 ve AE2 denizaltıları

Aslen İrlandalı olan Yüzbaşı Henry Hugh Gordon Dacre Stoker, İngiliz Kraliyet Donanması’nda subaydı. Ünlü korku romanı “Dracula”nın yazarı Bram Stoker’ın da yakın akrabasıydı. Çevresinde “son derece neşeli ve dinamik” bir insan olarak tanınıyor; neden denizaltıcılığı seçtiğin konusunda oldukça gerçekçi davranıyordu: Çünkü donanma, bu hizmet için günde 6 shilling tazminat ödüyordu ve onun da her bekar subay gibi paraya ihtiyacı vardı.

Henry polo oynamaya çok meraklıydı. Sydney’de yaşayan, kendisi gibi polo meraklısı zengin birinin para karşılığı kendisiyle oynayacak kişiler aradığını duymuştu. Bu kişiye nasıl ulaşacağını araştırırken kulağına gelen bir haber onu hemen harekete geçirdi: İngiltere’nin denizaşırı dominyonu Avustralya, kendi kıyılarında daha otonom bir kontrol sağlamak için zamanın en hızlı ve vurucu denizatlısı olan “E” tipi denizatlılardan ikisini satın almıştı ve Donanma, bunları oraya götürecek gönüllü subaylar arıyordu. Hiç düşünmedi Henry; çoğu subayın arzu etmeyeceği bu göreve hemen talip oldu.

Denizatlılara “AE1” ve “AE2” adı verilmişti. İngiltere'de üretilmiş bu iki gemi, 10 Şubat 1914 günü Avustralya’ya doğru yola çıktılar. Yaptıkları 12.000 millik yol, zamanın şartlarına göre bir rekordu. Havanın izin verdiği ölçüde yedekte, bunun dışında da kendi motorları ile yol aldılar. Yolculukları tamamıyla sorunsuz geçmedi; örneğin, Akdeniz’i geçerken AE2’nin pervanesi imalat hatası yüzünden bozuldu. Az kalsın, dümen donanımında bir sorun olan AE1 ile çarpışacaktı.


Gemiler, önce Malta, sonra sırasıyla Colombo, Singapur, Darwin ve Cairns limanlarına uğrayıp 24 Mayıs 1914 günü Sydney’e vardılar. Avustralya, artık, Avrupa dışındaki en modern denizatlılara, güçlenmiş komple bir donanmaya sahipti. Bu sıralarda savaş bulutları da toplanmaya başlamıştı. Avustralya Kraliyet Donanması (RAN-Royal Australian Navy) becerisini gerçek deniz savaşlarında deneyecekti.

Fırtına ilk önce Balkanlar’da patladı… Birkaç gün sonra da İngiltere ve – Britanya İmparatorluğu’nun bir parçası olduğundan – Avustralya da savaşa girdi. Avustralya’nın söylemi, “Anavatanın yanında, onu yardım etmek ve savunmak için son adam ve son kuruşa kadar”dı… AE2, savaş ilan edildiğinde Melbourne’da tamir ediliyordu… Tamirat hemen bitirildi ve AE1 ile birlikte kuzeye, Almanlar’ın denetiminde bulunan Yeni Gine’nin Raboul kentine gönderildi. Bölge Almanlar’dan temizlenmiş, kent 11 Eylül 1914 günü ele geçirilmişti.AE1, Avustralya Kraliyet Donanması ilk denizaltı, 28 Şubat 1914 tarihinde İngiltere'de görevlendirildi.

Görevi tamamladıktan sonra AE2, 1914’ün sonlarında Avustralya’ya döndü. Bu arada RAN, Almanlar’ı Pasifik’ten kovmuş, Henry Stoker ve adamları işsiz kalmıştı. Boş boş oturmaktan sıkılan Stoker’ın, Donanma komutanlığı’ndan “anavatanın dışında” görev istemesi üzerine AE2, Aralık 1914’te Avustralya’yı terk eden ikinci konvoyla birlikte Orta Doğu’ya doğru yola çıktı.

Aslında Baltık’taki Donanma’ya katılmak için yola çıkmıştı ama, Port Said’e vardıktan sonra AE2’nin rotası Doğu Akdeniz’e doğru değiştirildi. Yeni görevi icabı Çanakkale Boğazı önünde devriye gezecekti. Bu bölgeye doluşan İtilaf Devletleri donanmasına ait gemiler arasında başka denizaltılar da vardı. İngilizler’in “E” sınıfı adını verdiği bu denizaltılar sık sık Çanakkale Boğazı’ndan Marmara’ya girmeye teşebbüs ediyorlardı ama, henüz hiçbiri bunu başaramamıştı.

İtilaf Devletleri donanmasının orduya yapacağı yardıma ait planlarda, Türkler’in İstanbul’la olan bağlantısını kesmek için, ordu karaya çıkmadan önce, Marmara’ya denizaltı sokmak gibi cüretkar düşünceler de vardı. Bölgedeki Türk kuvvetlerinin, ikmal ve takviye açısından merkeze, İstanbul’a bağlı bulunduğu biliniyordu. Bunlar ya gemiyle denizden, ya da karadan gönderilebilirdi. Fakat, Türkler’in en çok deniz yoluna güvenecekleri kabul ediliyordu.



Çünkü, kara yolunun Türkler için birçok sakıncası vardı. her şeyden önce; en yakın durak olan Uzunköprü trenle 150 mil uzaktaydı. Buradan Boğaz’ın dar kısmına şose yolla 100 mil daha vardı. Yani 7 günlük bir yol daha… Şose güzel olmakla birlikte, Türklerde motorlu araç olmadığından bu yolla sevkedilen eşya ve cephane, saatte azami 2,5 mil bir süratle yol alan öküz ve manda arabalarıyla taşınıyordu. Kara yolunun bir diğer sakıncası da, bu yolun Bolayır mevkiinde, Saros’taki harp gemilerinin ateşi altında tutulabilmesiydi. Türkler, bu şartlar altında cepheyi bol cephane ve erzakla donatamayacaklarını biliyorlardı ve bu yüzden deniz yoluna özen veriyorlardı. Oysa yarımada, denizden Haliç’e kadar 150 milden az olduğu gibi, kıyılardaki küçük koylar da eşya ve asker indirmeye çok uygundu.

Sıkı gözetim altında tutulan ve güçlü bir şekilde savunulan Çanakkale Boğazı’ndan su üstü gemileri geçemediği gibi denizaltılar da geçemiyordu. Neredeyse bütün Boğaz’a ağ gerilmiş ve mayınlar döşenmişti. Bu nedenle, ilki Şubat’ta, ikincisi ise Mart’ta olmak üzere, yapılan iki teşebbüs de sonuçsuz kaldı. Hatta, 17 Nisan 1915 günü, Yzb. T.S. Brodie kumandasındaki İngiliz E15 denizaltısı, bu engelleri aşmaya çalışırken Kepez Burnu’nda karaya oturdu; Türkler’in ateş açması sonucu komutanı ve mürettebatından 6’sı öldü, gerisi esir edildi.

Bu arada, gemisiyle Boğaz dışında beklemekte olan Henry Stoker da sıkılıyor, komutanlığa kendisine izin verilmesi için başvuruyordu. Diğer denizatlıların başarısız girişimlerinden sonra Doğu Akdeniz Donanması Komutanı Amiral de Robeck, AE2 ve kaptanı Stoker’a bir şans tanımaya karar verdi. AE2, 24 Nisan’ı 25 Nisan’a bağlayan gece yarısı yola çıkacaktı.

AE2, Boğaz’daki yolculuğunun ilk dakikalarında, Türkler’in ışıldaklarından ve sahilden açılan ateşten bir süre kaçtı ama sonra dalmak zorunda kaldı. Ne var ki, ön derinlik dümeninin mili kırılmış ve manevra yeteneği azalmıştı. Aslında, görevi bırakıp geri dönmesi gerekiyordu ama hasar çabucak onarıldı. Geceyarısından sonra yoluna devam eden AE2, yine birkaç ışıldak ve mayın tarlasından geçtikten sonra Marmara’ya ulaşmayı başardı. Aynı dakikalarda, 15.000 askerden oluşan ANZAC Kolordusu da Kabatepe kuzeyindeki Arıburnu’na yapılan çıkartmayla karaya ayak basıyordu…

Marmara’ya ulaşan ve ara sıra su yüzüne çıkıp etrafı kontrol eden AE2, bir pusula hatası yüzünden az kalsın karaya oturuyordu. Bu arada Türk hatlarından açılan ateşin altında kaldı, ama isabet almaktan kurtuldu ve tekrar derin sulara dönmeyi başarabildi. Kaptan Stoker, Marmara’ya girer girmez telsiz sinyaliyle Amiral de Robeck’i uyarmış ve görevi başardığını bildirmişti…

Bu sinyal çok kritik bir anda ulaştı komuta merkezine… O sırada Amiral de Robeck, General Ian Hamilton’la karaya indirilmiş ANZAC güçlerinin acilen geri çekilmesi gerektiğini söyleyen General Birdwod’un raporlarını tartışıyordu. Hamilton, durumun kötülüğü karşısında Birdwood’un isteği doğrultusunda karar vermek üzereydi ki, AE2’nin sinyalı de Robeck’e ulaşmıştı. Bunun üzerine fikrini değiştiren General Hamilton, General Birdwood’a tarihe geçecek şu mesajı iletti:
“Haberleriniz gerçekten çok ciddi… Ama, Avustralya denizaltızı Boğaz’ı geçti ve Çanak’ta bir gemiyi batırdı. Bulundukları yeri tutmak için adamlarınızın azami gayret göstermelerini sağlayın. Siperlerinize gömülün ve oraya yapışın; kazın, kazın, kazın…”

O sırada Henry Stoker ve ekibi, savaşın kaderini değiştirdiklerinin farkında bile değillerdi. Onların telsiz sinyali üzerine verilen bu emir, geri çekilme konusundaki bütün düşünceleri silmiş ve ANZAC askerlerinin 8 ay sürecek Gelibolu macerası başlatmıştı. AE2, ilk 4 gün içinde bir nakliye gemisini batırmış ve kendilerinden 2 gün sonra İngiliz E14 denizaltısının da Marmara’ya girdiğini haber almışlardı. İki denizaltı, 30 Nisan günü Karabiga-Karaburun’un 5 mil kuzeyindeki bir noktada buluşmak üzere sözleşmişlerdi… Ama bu buluşma asla gerçekleşmeyecekti

AE2, 30 Nisan 1915 de Sultanhisar tarafından Marmara Denizi’nin 72 metre derinliğine battı.

AE1, New Britain bölgesinde, Bismarck Takımadaları civarında ardında bir iz bırakmadan kayboldu.

AE2 ile ilgili bazı kaynaklar:

Australian Government - Department of Veterans' Affairs ...........www.anzacsite.gov.au
The 1909 conference of Colonial Premiers / 1909 Imperial Conference
G. Gibbard Jackson, "The Romance of the Submarine"
Antony Preston, "Submarine Boats"
Commander Henry H. G. Stoker, DSO, RN, "STRAWS IN THE WIND"
Richard Compton-Hall, "Submarine Boats"
Antony Preston, ibid
"Dardanelles Patrol"
Avustralya Arşivleri, Victoria

 


Afyonkarahisar

İlk yerleşim izine, II. Murşil'in Arzava seferinde kullanıldığından bahsedilen ve Hapanova (Yüksek Tepe) olarak adlandırılan Kale'de rastlamaktayız. Günümüze kadar ulaşan Hitit sur parçalarından da burasının Hititlerce ilk defa kullanıldığını öğrenmiş oluyoruz.
devamını oku >

Şimdi Reklamlar

HTML/CSS Döken: Türkoğlu-Türk - Türkoğlu-Türk -//- Çizim: 6Noran - 6noran.com // 2012 - 2013
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=